Bir kısım kardeşlerime hususî bir mektuptur.
Yazıda usanan ve ibadet ayları olan Şuhur-u Selâsede sair evrâdı, beş cihetle ibadet sayılan(Hâşiye) Risâle-i Nur yazısına tercih eden kardeşlerime iki hadis-i şerifin bir nüktesini söyleyeceğim.
BİRİNCİSİ:
(ev kemâ kâl). Yani, "Mahşerde ulema-i hakikatin sarf ettikleri mürekkep şehidlerin kanıyla muvazene edilir, o kıymette olur."
Her ne kadar Batı dünyasında yaşayanların maddi ihtiyaçları karşılanmış ve çoğunluk refah içinde yaşıyorsa da, en temel ihtiyaçlar karşılanmamış durumdadır ve hatta daha da müzminleşmiştir. Kendisinin ve içinde yaşadığı dünyanın manasını anlamak, insanın yaratılışı gereği ve en büyük ihtiyacıdır. İlerlemenin muharrik gücü olan bu ihtiyaç, bilhassa çağımızda kendisini açıkça ortaya çıkarmaktadır. Herhangi bir zamandan ziyade bu çağın insanı her şeyin nedenini, niçinini bilmek ve gayesini öğrenmek istiyor. Gerçekten de, kâinatın işleyiş tarzını ortaya çıkarmak için harcadığı gayretler, ilmin her dalında baş döndürücü ilerlemelerle karşılık bulmuştur.
Adamın biri, büyük bir şehre gelmişti. Çarşıyı gezerken güzel kokular satan attarların sokağına saptı. Dükkanlardan gül, menekşe, kokuları dalga dalga sokağa dökülüyordu. Adam birkaç adım attı. Güzel kokular başını döndürmüştü. Fazla dayanamadı, düşüp bayıldı. Halk, bayılan adamın başına üşüşmüştü. Kimi kalbini yokluyor, bileklerini ovuyor, kimisi de gül suyu ile yüzünü yıkıyordu. Ne yaptılarsa adamı ayıltamamışlardı.
Mutluluk bedenin ötesinde aranması gereken erdemli güzelliktir. Mutluluğu hissettiren beden olmadığı gibi, onu hissedecek olan da beden değildir. Bedenin içinde ya da ötesinde denilebilecek olan “meleke” mutluluğu idrak edendir. Mutluluğu idrak eden meleke mi yaşar o dokunaklı hissi, yoksa bir başka melekeye mi aktarır hissiyatını bilinmez. Ama bilinen o dur ki, mutluluğu yaşadığını hisseder insanoğlu. Okuyabilen gözlerinden, okuyamayan sözlerinden anlar bir insanın mutlu olduğunu. Farkındalık mutlu eder bazen, şuursuzca mutlu olmak bazen de. Mutluluğun farkında olduğun kadar kayar avuçlarından belki mutluluk. Bu yüzden dokunaklı bir şiirin son mısrasının ne zaman geleceğini bilmemeyi istemek gibi yavaş okur, yavaş yaşarsın mutluluğu. Hissetmenin ne olduğunu bilemezken yaşamayı öğrenir, yaşamanın ne olduğunu öğrendiğinde mutlu olursun. Ama ne ile?
Hasta olan mı mutludur yoksa doktor mu bilemezsin hiçbir zaman. Sen sadece senin ne kadar mutlu olduğunu anlayabilecek kadar mutlu olmuşsundur. Bir başkası senden mutlu görünüyor olsa da bilemezsin hiç; kim mutlu, kim değil.
Senin mutlulukta eriştiğin zirve, bir başkasının sıradan mutluluk seviyesi kadar olabilir. Ve onun mutlulukta eriştiği zirve de, bir başkasının sıradan mutluluğu kadar... Sen bilemezken kim ne kadar mutlu, kim ne kadar değil; sorgulamak haddine değildir sebepleri. İyisi mi? Daha mutlu olduğuna inandıklarını taklid et. Belki de eksiklerin, zirveni daha yukarılara taşımmana engel olan depremlerdir. Depremlerinin açtığı oyukları, taklidlerle doldur, belki kaynaşacaktır mutluluğunla. Taklid edilen taklid kalmayacaktır, bilemezsin. Belki de taklid ettiklerin, aradığın gerçeklerdir.
Ey güzellik!
Hayalsiz yüreğimde makamsız kalmış kapkara bir telaş sana varmak
Ve farkı olmayan sevdalar çukurunda devrik bir cümle gibi hayat
Ne kalmak çukurlarda ihanettir aşka, ne de çukurlara aşık olmak
Çözülmüş duygularımdan aşkı örüp seni bulmak eşsiz bir sanat
Çok beğendim ve okurken çok etkilendim resimler üzerindeki mesajları. Bakalım siz nasıl bulacaksınız...
Elimde Türkçe ve Edebiyat dersleri ile ilgili olarak "Konularına Göre Düzenlenmiş 42 Yılın (1966-2007) ÜSS-ÖYS-ÖSS Soruları ve Tam Çözümleri" adında bir kitap var.* Bu kitap diğer dersler için de düzenlenmiş ve yayımlanmış. Kitabı inceledikten sonra anladım ki ÖSYM tarafından yapılan sınavlar sadece bir puan alma ve rakibi eleme görevi yapmıyor; aynı zamanda bazı değerlerin öne çıkarılmasına veya üstünün örtülmesine de yarıyor. Bunun en bariz örneği İstiklal Marşı'dır. Bilindiği gibi, sadece Türk milli eğitim sisteminin değil, Türk devletinin de en önemli metinlerden biridir İstiklal Marşı. Bütün ders kitapları İstiklal Marşı ile açılır. Bütün devlet dairelerinde yazılı metin olarak asılıdır.
As I was sending my mother off on her long-awaited trip to Turkey for two weeks of touring the bazaars, palaces, and museums of Turkey, I received this email from our friend in Dallas. Elif Kavacki is a top fashion designer for Muslim women and also a writer for the prominent newspaper Zaman in Turkey (also sister of Merve Kavacki that we interviewed earlier). She had interviewed me while we were in Dallas, and Nicole featured earlier on the blog, was her photographer:
1923 koşullarında 'Yeni Cumhuriyet'in öncelikli meselesi ülkeye bir ekonomi oluşturmaktı. Çünkü o tarihte Türkiye'de ekonomi hiçbir yönüyle yoktu. Cumhuriyeti kuran kadrolar ülkeye bir altyapı ve temel endüstriyi acilen kurmak zorundaydılar. Savaşın yaratmış olduğu tahribatın yanı sıra dünya yavaştan büyük depresyon dönemine gitmekte olduğundan dışarıdan kaynak bulmak söz konusu değildi. Anlayacağınız; o koşullarda Türkiye'ye ekonomi oluşturmak yoktan var etmek gibi bir şeydi.
Bir zamanlar dağın birinde birkaç arkadaş Risale okuyorduk. Adamın biri geldi yanımıza ve sordu:
-Siz Fethullah Hocacı mısınız?.....
-Hayır dedim ben.....
Adam yine sordu:
-Said Nursici misiniz?.....
Yine hayır dedim.
-E necisiniz be kardeşim dedi o zaman.
-Biz Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur talebesiyiz, diye yanıtladım soruyu.
Son yorumlar
6 hafta 3 gün önce
9 hafta 2 gün önce
10 hafta 5 gün önce
10 hafta 5 gün önce
13 hafta 3 gün önce
18 hafta 4 gün önce
23 hafta 2 gün önce
23 hafta 6 gün önce
24 hafta 1 gün önce
24 hafta 2 gün önce